22 Ekim 2017, Pazar
Anasayfa / Güncel Yazılar / Siyaset Yazıları / Siyasal analiz, verilerden bağımsız bir spor değildir!

Siyasal analiz, verilerden bağımsız bir spor değildir!

2015-08-15 18_06_21

SELÇUK ŞİRİN*

Türkiye’de siyasete dair iki temel yanılgı var. İlk olarak bizde siyasal analiz verilerden bağımsız bir spor. İkinci olarak sosyolojik çerçeveye hapsedilmiş birkaç sloganla karmaşık bir süreci anlamaya çalışıyoruz. Oysa siyasal tercih bir davranış ve bu davranşı araştıran bir bilim dalı var. Önümüzdeki seçime dair notlarımı paylaşarak ne demek istediğimi anlatayım.

SAĞIN MUTLAK HÂKİMİYETİ KIRILIYOR MU!  
Türkiye’de son 65 yılda yapılan hiçbir seçimde sağ adına sandığa giden partilerin oyu yüzde 58’in altına düşmedi. Daha da önemlisi aşağıdaki tabloda özetlediğim gibi sağ partiler ile sol partiler arasındaki oy makası bir tek 1977 seçimlerinde 10 puana indi. 2004 yerel seçimlerinde bu fark tam 50 puandı! Ancak 2015 seçimlerinde eğer CHP yüzde 30’u zorlar, HDP de barajı aşarsa bu makas 20 puan bandına düşecek! 2015 seçimi muhtemelen solun 12 Eylül’den sonraki en başarılı seçimi olacak.

Bir başka ifadeyle sağın mutlak hâkimiyeti ilk defa beş seçim üst üste, ya da 10 yıllık bir sürede düşmüş olacak. Bu değişimin iki temel nedeni var. İlk olarak CHP nihayet iktidara giden formülü bulmuş görünüyor. İkinci olarak da HDP bir dava olmaktan çıkıp lider avantajını ortaya koyan bir siyasi partiye dönüşüyor.

İDEOLOJİK SEÇMENİ BIRAK EKONOMİ SEÇMENİNE BAK!  
Önce bir tespit. Seçmenlerin partileri neye göre seçtiklerine baktığımızda karşımıza üç tür seçmen çıkıyor: İdeolojik seçmenler, lider odaklı seçmenler ve ekonomi seçmenleri. Bu son grup ekonomik kriz olan dönemlerde yüzde 20’ye kadar çıkabiliyor. Ekonomi seçmenine ‘stratejik seçmen’ ya da ‘kararsız seçmen’ de deniyor ki bunun nedeni bu grubun diğer iki gruba nazaran oylarını seçim kampanyasına göre değiştiriyor olması. Yani ekonomi seçmenleri ikna maliyeti en düşük seçmen. Daha da önemlisi yukarıdaki tabloda sağ ile sol arasındaki makası bu seçmenlerin kontrolünde. Önümüzdeki seçimin birkaç puanla belirleneceği hesaba katılırsa, bu seçmen grubunun Türkiye’nin kaderini elinde tuttuğunu söyleyebiliriz.

CHP FORMÜLÜ: LAİKLİK DEĞİL EKONOMİ! 

2015-08-15 18_06_45-

 

Yukarıdaki tabloda sol ile sağ arasındaki makasın en çok açıldığı yıllar CHP’nin ulusalcı politikalar güttüğü ve laiklik dışında topluma başka bir mesaj veremediği yıllara tekabül eder. CHP önümüzdeki seçimde bu makası 20 puan seviyelerine düşürmek (yani 30 puan hedefine ulaşmak) için iki kritik adımı şimdiden atmış durumda. İlk olarak parti Baykal döneminden kalma, seçmende karşılığı olmayan ulusalcı söylemi geride bıraktı. İkinci olarak da parti nihayet AKP’nin başarısının sırrını çözmüş görünüyor. CHP bu seçimde tüm kampanyayı yukarıda ifade ettiğim ekonomi seçmenini ikna etme üzerine kurmuş durumda. Partinin son üç seçimde yayımladığı seçim bildirgelerine baktığımızda laiklik, aydınlık, çağdaşlık vurgusunun yerine ekonomi, kalkınma ve refah vurgusunun geldiğini görüyoruz. CHP, sessiz ama kararlı bir şekilde kendi içinde sola doğru bir dönüş yaptı. Parti seçim bildirgesi bu anlamda bir modern sosyal demokrat partide olması gereken temel öncelikleri içeriyor. Kısaca CHP nihayet seçmen davranışının temel kodlarını çözüyor.

AKP FORMÜLÜ: DİNDARLIK DEĞİL KALKINMA!  
Türkiye’de sol uzunca bir süre sağın ve özellikle de AKP’nin başarısını dinle ya da örgütlenmeyle açıklar oldu. İkisi de yanlış! Elbette Türkiye gibi muhafazakâr bir ülkede dindarlık seçmen nezdinde bazı kapıları açar ancak bu yeter şart değildir. Öyle olsa 1970’lerden bu yana kurulan onca ‘dindar’ parti başarıya ulaşırdı. Milli Görüş’ün kurucusu bile bu ülkede ancak ittifakla iki haneli desteğe ulaştı. Geçmişe gitmeye de gerek yok. Pek çok araştırmadan biliyoruz ki seçmenlerin küçük bir kısmı (yüzde 10-15) kendisini siyasal İslamcı olarak tanımlıyor. Bu oran AKP seçmeni içinde üçte bire tekabül eder.

ERDOĞAN EFSANESİNİN TEMEL MOTİFİ KALKINMADIR  
Erdoğan girdiği her seçimde, ister ücra bir belediye seçimi olsun, ister anayasa referandumu olsun temel motifi kalkınma olan kampanyaları tercih etti. Duble yollar, köprüler, hastaneler üzerinden kurulan bir kalkınma hikâyesi her seçimin ortak teması oldu. Hatta Osmanlı vurgusu ve din referansları da bu kalkınma motifi etrafında daha zengin bir Türkiye kurgusunun unsurları olarak kullanıldı. Erdoğan’ın başarısını anlamak isteyenlerin Erzurum’daki belediye başkanlığı seçiminde neden Marmaray reklamının kullanıldığını anlaması gerekir. Bu milli kalkınma vurgusunu anlamadan Türkiye sağının sandık başarısını anlamak mümkün değildir. CHP bu seçim kampanyasında halkın gerçek sorunlarına odaklanarak nihayet AKP’nin sırrını çözmüş görünüyor.

MICHELLE BACHELET NASIL BAŞARDI? 
Dindarlık deyince dünyaya bakmakta fayda var. Bangladeş, Pakistan gibi Müslüman ülkelerde sol, çoğunluğun desteğini alıp iktidara gelebiliyor, hem de sık sık. Tunus ve hatta İran bile bu bağlamda bizden çok daha başarılı deneyimlere sahip. Aslında dindarlık konusunda bize asıl benzeyen ülke Şili’dir. Katolik kilisesi hayatın pek çok alanında tek otorite. Dünyada kürtajın ve boşanmanın en son yasallaştığı (o da kısıtlamalarla!) ülke Şili’dir. Peki böyle bir ülkede ve bu iki yasak da devam ederken bir solcu kadın çıkıp ben kürtaj yaptırdım, kocam yok ve ikinci çocuğumun babasını açıklamayacağım derse seçilme şansı olur mu? Michelle Bachelet kürtaj ve boşanma yasağı varken girdiği ilk seçimi kazandı. Türkiye’de her seçimden sonra din üzerine masallar anlatıp kendini avutanların Michelle Bachelet’yi çok iyi araştırması gerekiyor.

ÖRGÜTLENME DEĞİL LİDER! 
Solun bir diğer takıntısı sandık başarısını örgütlenme ile açıklamak ve örgütlenmeyi de hiyerarşik bir şemaya hapsetme hastalığıdır. O nedenle hâlâ AKP’nin sandık başarısı örgütlenme gücüyle açıklanır. Efsaneyi biliyoruz. İstanbul’da kapı kapı dolaşan kadınlar her mahallede örgütlenmiş bir parti ve tabii ki inanmış gençler. Ama bu hikâyeler 1990’lardan kalma hikâyelerdir. O yıllarda Erdoğan’ın İstanbul’da aldığı oy 25 puanı geçmemiştir. Oysa son yıllarda AKP 25 değil 50 puan alırken ortada ne o 90’ların efsanevi Milli Gençlik örgütü var, ne de kapı kapı dolaşan gönüllü ‘hanımlar’ ordusu. Peki ne var? Geniş kesimlerin mesajını dinlemeye hazır olduğu bir lider. Erdoğan!

HDP DEĞİL DEMİRTAŞ RÜZGÂRI!  
Örgütlenmeden ziyade lider etkisinin en yeni örneği HDP ve Demirtaş’tır. Bir siyasi hareket düşünün. Tam 30 yıldır kanla canla ödenen bir dava düşünün. Bu hareketin, Kürt hareketinin, 30 yılda elde ettiği destek 2014 yerel seçimleri itibariyle yüzde 5 seviyesinde. Aynı hareketin adayı Demirtaş’ın aynı yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı destek ise yüzde 10 oldu. O halde sormamız gerekiyor.

30 YILDA 5 PUAN ALAN BİR HAREKET 3 AYDA 10 PUANA NASIL ÇIKTI? 
HDP’nin son bir yıldaki oy desteğinin iki katına çıkmasını örgütlenme ile ya da değişen konjonktürle açıklamak mümkün değil. Nitekim geçen yıl yapılan iki seçim arasında üç ay var. Katılım da bunun sebebi değil, çünkü iddiaların aksine cumhurbaşkanlığı seçimine sadece MHP ve CHP değil, AKP ve HDP seçmeni de eşit oranda katılmadı. O halde bir noktayı artık teslim etmemiz gerekiyor. Lider avantajı olmayan partilerin sandıkta başarı şansı giderek azalıyor. Elbette örgütlenme önemli ama bu örgütlenme sadece yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir örgütlenme olarak algılanmamalı. Liderin yarattığı rüzgâr etrafında kenetlenen organik bir hareket de pekâlâ örgütlenme olarak kodlanmalı.

TÜRKİYE DEĞİL 16 İL! 
2015 seçimlerinde sol-sağ oy makasının daralmasında kilit rolü oynayacak parti HDP’dir. HDP’nin barajı aşmadığı hemen her durumda AKP tek başına iktidarına devam ediyor. HDP’nin yüzde 10 barajını aşması ise benim 16 il stratejisi adını verdiğim basit bir hesaba bağlı. HDP’nin geçen seçimlerde en yüksek oyu aldığı 16 il önemli. Bu 16 ilde toplam 5 milyon seçmen oy kullanacak. Aşağıdaki tabloda da göreceğiniz gibi, bu illerde seçime katılım oranı diğer illerin 4-6 puan altında. Eğer HDP bu 16 ilde özel bir çalışma ile seçime katılımı Türkiye ortalamasının üzerine çıkarırsa, baraj için ithiyaç duyduğu ek oyların önemli bir kısmını daha önce sandığa gitmeyen kendi tabanından almış olacak. Mevsimlik işçilerin henüz evlerini terk etmediği ve partinin baraj tehlikesinde olduğu bir seçimde, ikna maliyeti neredeyse sıfır olan bu seçmenler HDP’nin önümüzdeki seçimdeki başarısını büyük ölçüde belirleyecek.

HDP’nin barajı aşmak için ihtiyaç duyduğu oyların diğer kısmı da yine bu 16 ilden gelecek ama bu sefer orada yaşamayan seçmenlerden söz ediyorum. Çünkü bu 16 ilde doğup o illerin nüfusuna kayıtlı olan ama bu 16 ilin herhangi birinde yaşamayan yaklaşık 5 milyon seçmen var. Bu ‘bölge seçmenleri’nin yaklaşık 2 milyonu İstanbul’da oy verecek. HDP geçen seçimlerde daha ziyade AKP’ye oy veren bu kesimden oy alması durumunda barajı geçecek. Özetlersek, HDP 16 ilde seçmenlerin neredeyse yarısının oyunu alıyor. Eğer bölgeden göç eden seçmenlerden de benzer bir destek alırsa baraj aşılmış olur. Hatta HDP’nin 2011 seçimlerinde aday göstermediği 44 ilden gelecek ek oylarla (Demirtaş bu illerden 350 bin civarında oy aldı) partinin yüzde 11-12 lere kadar çıkması olasıdır.

SEÇİM DEĞİL ERDOĞAN’IN BAŞKANLIK REFERANDUMU! 
Bütün bu yazdıklarımdan yola çıkarak önümüzdeki seçimde sol-sağ makasının 50 puan bandından 20 puan bandına gerilemesi için CHP’nin ekonomik seçmene, HDP’nin de Demirtaş liderliğinde bir kampanya ile katılımı artırmaya ve daha önceki seçimlerde AKP’ye meyletmiş bölge seçmenine seslenmeye ihtiyacı var. Bu anlamda bence AKP hâlâ seçimin sonucunu kendi lehine çevirecek bir hamle yapabilir. Bu hamle seçimi bir genel seçim ortamından çıkarıp Erdoğan’ın başkanlık referandumuna çevirmektir.

BAŞKANLIK DEĞİL ERDOĞANÎN BAŞKANLIĞI!  
Yukarıda Demirtaş için ifade ettiğim lider avantajı, Erdoğan için de geçerlidir. Nitekim yerel seçimle cumhurbaşkanlığı seçimi arasında, Erdoğan lehine 8 puanlık  bir fark var. Kamuoyu yoklamalarında seçmenlerin başkanlık sistemine karşı çıkıyor görünmesi yanıltıcıdır; zira soyut bir başkanlık sistemine karşı çıkanların bir kısmı, Erdoğan’ın başkanlığına evet demektedir. Eğer Erdoğan ekonomik krizi de bahane ederek Türkiye’nin yeniden kalkınmasının yolunun başkanlık sistemi olduğuna kendisine daha evvel oy vermiş seçmenleri ikna ederse, önümüzdeki seçimde AKP ihtiyaç duyduğu 47 puanı rahatlıkla alır ve bu oran HDP barajı geçse de tek başına AKP iktidarını garanti eder.

O halde asıl soru şudur: Başkanlık referandumuna dönüştürülecek bir seçim zemininde muhalefet nasıl bir tavır alacaktır? Eğer muhalefet böyle bir kampanya sürecinde daha evvel olduğu gibi kendi pozitif söylemini bir tarafa bırakıp Erdoğan karşıtlığı üzerine bir muhalefete girişirse, bence sonuçta AKP’nin değirmenine su taşımış olur. Eğer muhalefet kampanyasının odağına Erdoğan’ın başkanlığına karşı olmayı yerleştirirse 2015 seçimi bir genel seçim olmaktan çıkar ve bir referanduma dönüşür. Bu da yukarıda ifade ettiğim gibi 2014 cumhurbaşkanlığı seçimine yakın bir sonucun ortaya çıkmasına neden olur.

Son olarak 2015 seçiminde sol ve sağ partiler arasındaki makasın daralmasının önündeki en büyük engel CHP ve HDP arasında didişmenin artmasıdır. Çünkü gerek geçen seçimlerde partilerin aldığı oylar, gerek kamuoyu yoklamaları şunu çok net olarak gösteriyor: HDP’nin barajı aşmak için ihtiyaç duyduğu oylar solda yok ve soldan gelmiyor. Benzer şekilde, CHP’nin de bu kampanya döneminde HDP’ye yüklenerek kendisine çekebileceği bir seçmen grubu yok. HDP baraj tehdidi altındayken oraya bir kere yönelmiş seçmenin geri dönmesi çok zor.

Başlarken de dediğim gibi içi boşaltılmış sloganlarla, veriden bağımsız uçuşlarla  geldiğimiz yer burası. Ötesine gitmek için hem ufkumuzun sınırlarını zorlamaya hem de önyargılarımızı verilerle sınanmaya ihtiyacımız var. Bu cesarete sahibiz.

*Doç. Dr.

New York Üniversitesi

https://twitter.com/SelcukRSirin

Kaynak: http://www.birgun.net/haber-detay/siyasal-analiz-verilerden-bagimsiz-bir-spor-degildir-78316.html