17 Aralık 2017, Pazar
Anasayfa / Güncel Yazılar / Yeni Ekonomi Yazıları / Türkiye’nin eğitim sistemi, yeni ekonomiye uymuyor

Türkiye’nin eğitim sistemi, yeni ekonomiye uymuyor

Türkiye en iyi eğitim sistemini kursa dahi sadece eğitimle yeni ekonomide rekabet gücünü yakalayamayacak. Bununla birlikte bilgiye ulaşma özgürlüğü ve adil rekabet koşulları da şart.

yeni_ekonomi_yazilari_pisa_selcuk_r_sirin_02_15_60

2015-08-15 18_40_00Whatsapp 2014 yılının başlarında 19 milyar dolara Facebook’a satıldığında oturup bir hesap yapmıştım. 53 kişinin kurduğu 5 yıllık bu küçük şirket, Türkiye’nin cumhuriyet tarihi boyunca ortaya çıkardığı en büyük dört şirketin pazar değerinden daha yüksek bir değere satılmıştı. Çocuklar için geliştirilen bir madencilik oyunu olan Minecraft ise daha yakınlarda 2,5 milyar dolara alıcı buldu. Bu sefer hesaplamaya korktum; zira bu oyun, bizim Zonguldak madenlerinden daha kıymetli olabilir. Bir kamyon domatesin, şu an bu yazıyı okuduğunuz basit bir bilgisayar ya da telefon etmediğini, bilmiyorum hatırlatmaya gerek var mı?

Evet, orada uzakta yeni bir ekonomi kuruluyor ve bizim bu pazarda yerimiz yok. Eğer bu pazarda olsaydık, yeni ekonominin borsası olan NASDAQ’ta bir şirketimiz, göstermelik de olsa, işlem görürdü. Yunanistan’ın 20’e yakın, İsrail’in 70’i aşkın şirketi, söz konusu yüksek teknoloji pazarında at koştururken biz neden yokuz?

Yeni ekonominin lokomotifi ise yüksek becerilere sahip insan. Yani eğitimli bireyler! Bilgiye özgürce ulaşanların, o bilgiyi alıp eleştirel süzgeçten geçirerek yeni icatlar ortaya koyanların kurduğu bir ekonomi bu.

Eğitim: ‘Yeni Ekonomi’nin lokomotifi

Önce şu yeni ekonominin girdilerine bir bakalım. Malum, sanayi üretimine dayalı eski ekonomi, doğal kaynaklara, tarıma ve jeopolitik konuma göre şekilleniyordu. Yeni ekonominin lokomotifi ise yüksek becerilere sahip insan. Yani eğitimli bireyler! Yeni ekonomiye bilgi ekonomisi denmesi boşuna değil. Bilgiye özgürce ulaşanların, o bilgiyi alıp eleştirel süzgeçten geçirerek yeni icatlar ortaya koyanların kurduğu bir ekonomi bu.

Yeni ekonominin lokomitifi eğitim olunca, Ekonomik İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD), en büyük yatırımlarından birini, “Eğitim sistemleri, ekonominin ihtiyaç duyduğu becerileri ne derecede kazandırıyor?” sorusunun yanıtlanmasına yapmıştı. Bugün dünyada eğitim sistemleri üzerine en geçerli veriler, OECD tarafından her ülkenin kendi eğitim bakanlığı ile beraber ortaya konuyor. OECD’nin PISA değerlendirme sistemi, dünyanın neresinde olursa olsun gençlerin yeni ekonomide rekabet edebilmesi için belli becerilere sahip olması gerektiği gerçeğini araştırıyor. Peki, nedir bu beceriler?

Eğitim: ‘Yeni Ekonomi’nin lokomotifi

Önce şu yeni ekonominin girdilerine bir bakalım. Malum, sanayi üretimine dayalı eski ekonomi, doğal kaynaklara, tarıma ve jeopolitik konuma göre şekilleniyordu. Yeni ekonominin lokomotifi ise yüksek becerilere sahip insan. Yani eğitimli bireyler! Yeni ekonomiye bilgi ekonomisi denmesi boşuna değil. Bilgiye özgürce ulaşanların, o bilgiyi alıp eleştirel süzgeçten geçirerek yeni icatlar ortaya koyanların kurduğu bir ekonomi bu.

Yeni ekonominin lokomitifi eğitim olunca, Ekonomik İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD), en büyük yatırımlarından birini, “Eğitim sistemleri, ekonominin ihtiyaç duyduğu becerileri ne derecede kazandırıyor?” sorusunun yanıtlanmasına yapmıştı. Bugün dünyada eğitim sistemleri üzerine en geçerli veriler, OECD tarafından her ülkenin kendi eğitim bakanlığı ile beraber ortaya konuyor. OECD’nin PISA değerlendirme sistemi, dünyanın neresinde olursa olsun gençlerin yeni ekonomide rekabet edebilmesi için belli becerilere sahip olması gerektiği gerçeğini araştırıyor. Peki, nedir bu beceriler?

Katma değeri yüksek ekonomi için inovasyon şart!

Yeni ekonomi, katma değeri yüksek ekonomi. Katma değeri yükseltmenin yolu da inovasyondan geçiyor. İnovasyon denince akla hemen yüksek teknoloji geliyor ve ama merceği geniş tutmalı. Bir elmayı pazarda bozulmadan daha uzun süre kalacak şekilde yetiştirmek, köy evlerine daha ucuz enerji sunmak, ülkeye gelen her turistten daha fazla para kazanmak da bir inovasyon gerektiriyor. O nedenle inovasyon yerine tahayyül de denebilir. Çünkü inovasyon için önce var olanı eleştirme sonra da olmayanı yaratıcı bir şekilde ortaya koyma becerisine ihtiyaç duyuluyor. Peki, ama Türkiye’nin eğitim sistemi acaba bu becerileri çocuklarımıza kazandırıyor mu?

2015-08-15 18_42_40

2015-08-15 18_43_1,

2015-08-15 18_43_30

 

Türkiye: Yüzde 2,2’si yaratıcı problem çözen ülke

OECD, ‘Yaratıcılık ve Problem Çözme’ başlıklı bir değerlendirme hazırlayarak her ülkenin inovasyon potansiyelini ölçen bir sistem geliştirdi. Hazır olun: Türkiye’de bu testte başarılı olan çocukların oranı sadece 2,2. Bir toplumdaki ileri zekâlı çocuk oranı zaten ortalama yüzde 5 civarındadır. Biz bu grubu 15 yaşına gelene kadar yüzde 2,2’ye indiriyoruz. Bizim işte böyle bir eğitim sistemimiz var. Bu oran İsrail’de 8,8’e çıkıyor, Güney Kore’de yüzde ise 28. Testin OECD ülkelerindeki ortalaması ise yüzde 12. Yalnızca yüzde 2,2’si problem çözen, yani her 20 kişiden biri yaratıcı düşünebilen bir toplumun inovasyona yani yaratıcılığa dayalı yeni ekonomide şansı olabilir mi?

O zaman şu soru gündeme geliyor: Neden çocuklarımız yaratıcı problem çözme becerisine sahip değil? Bunun iki sebebi var. Biri eğitim sisteminden kaynaklı temel beceri eksikliği. Diğeri ise genel ekosisteme dair yapısal sorunlar. Aşağıda her iki boyutu da verilerle anlatacağım.

Temel becerileri öğretemiyoruz!

PISA, 15 yaşındaki gençlerin fen, matematik ve kendi anadilinde okuduğunu anlama becerisi olmadan ekonomiye verimli bir katkı sunmalarının zor olduğu varsayımına dayanıyor. Sadece çoktan seçmeli sorularla değil, aynı zamanda açık uçlu sorular da sorarak gençlerin ne bildiklerinden ziyade bildiklerini ne kadar kullanabildiklerini ölçen bir sistem PISA. O yüzden bizde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen bu teste, sadece test çözme teknikleriyle hazırlanarak puan artırmak mümkün değil. Her 3 yılda bir ölçüm yapan PISA’nın Türkiye sonuçları durumumuzu ortaya koyuyor. 2003’ten bu yana yapılan PISA değerlendirmelerinde puanımız artsa da dünya sıralamasındaki yerimizde bir ilerleme yok. Matematik, fen ve okuma becerileri alanlarında son 12 yılın karnesini hiç de umut verici değil. Her üç alanda da ilk 40 ekonomi arasında Türkiye yok!

“Bilgiye ulaşma özgürlüğü ve adil rekabet koşullarının olduğu bir ekosistemde becerikli, tahayyül kapasitesi sınırsız bireyler, bilgiye özgürce ulaşıp ortaya koydukları değerleri hukuksal güvence içinde meydana çıkarabilirler. Ancak böyle bir ortamda biz de inovasyonun ölçütü olan patent yarışında var olabiliriz.”

İnovasyonun yolu özgür ve adil ekosistemden geçiyor 

Bu yazının konusu eğitim olduğu için yeni ekonominin ihtiyaç duyduğu diğer girdilere değinmiyorum ama şu kadarını söyleyeyim. Türkiye en iyi eğitim sistemini kursa dahi sadece eğitim sistemiyle yeni ekonomide rekabet gücünü yakalamış olmayacak. Yeni ekonomide ayakta kalmak için başlangıç elbette beceri sahibi bireyler yetiştirmek. Bununla birlikte bilgiye ulaşma özgürlüğü ve adil rekabet koşulları da şart. Böyle bir ekosistemde beceri sahibi, tahayyül kapasitesi sınırsız bireyler, bilgiye özgürce ulaşıp ortaya koydukları değerleri hukuksal güvence içinde meydana çıkarabilirler. Ancak böyle bir ortamda biz de inovasyonun ölçütü olan patent yarışında var olabiliriz.

Bu yazıyı daha fazla veriye boğmadan Twitter’da paylaştığımda pek çok itiraz alan ama maalesef doğruluğunu kontrol ettiğim şu veriyi paylaşayım: Güney Kore’nin tek bir şirketinin, Samsung’un sadece 2013 yılında almış olduğu patent sayısı, bizim ülke olarak 50 yılda almış olduğumuz patent sayısının 18 katı!

Verileri çoğaltmanın gereği yok. Durum gayet yalın biçimde ortada. Sanayi devrimini kaçırdığımızı dert ederek geldiğimiz bu yeni ekonomi çağında yine aynı hataları tekrar ediyoruz. Gözlerimizin önünde yeni bir ekonomik yarış başlıyor ve biz bu yarışa girmemek için direniyoruz.

Kaynak: http://www.aljazeera.com.tr/gorus/turkiyenin-egitim-sistemi-yeni-ekonomiye-uymuyor